Daha çok diyalog

Mesut BALTA'yazdı!
Her zaman psikologlar eşler arası ve arkadaşlıklarda sorunları aşmak için insanlara konuşarak çözüm üretmelerini salık verirler. Kişilerin köşelerine çekilerek ilişkiyi ve konuşmaları kesmelerini çok önemli bir hata olarak görürler. Karşı taraftan beklentilerin neler olduğunu ve ilişkide yaşadıkları açmazları açık ve çekinmeden muhatabına anlatmanın bir çok yaraya merhem olacağını dile getirirler. İlişkilerdeki beklentilerin bir çok kez gerçekleşmeyişindeki hayal kırıklığının kişiler arası diyalogsuz birliktelik olduğunu açık bir dille anlatırlar. Velhasıl insanlar arasındaki sorunların temelinde diyalogsuzluk boyutunun temel sorunsal olduğunu uzmanlar  her yerde bangır bangır dile getiriyor.

İnsanların bütününden oluşmuş toplumların sorunlarının bireysel sorunların bütününü de oluşturduğunu söylemek yanlış olmazsa gerek. O zaman nasıl ki bireyler arası sorunları aşmada diyalog ve açık sözlülük temel bir çözüm yoluysa bu çözüm kanalını toplumlar için de düşünmeliyiz. Sürekli ama sürekli diyalog. Kavga ve gürültü arasında hem de. Çünkü diyalog dediğimiz süreç son derece sosyal ve insani bir durum. Bu durum üstelik en acı veren yaranın da merhemi.

Yar yüzünde günümüzde başta dinler olmak üzere mezhepler ve milletler arasında bir çok sosyal sorunlar mevcudiyetini korumaktadır. Dışarıdan bakılınca son derece basit ve çözümü de bir o kadar kolay olan sorunlar yaşıyor karşıt taraflar. Bu sorunların en temel yerinde şu yanlış yatıyor “karşı tarafı tanımama ve ona saygı duymama”. Sorunların özünü oluşturan bu temel  yanışın da özünü bir çok toplumsal önyargılar olabilmektedir. Kimisinde milliyetçi bir yaklaşımla karşı tarafı hiçleştirme, kendi milliyetçi  duygularını insanlık dışı bir yüceltme ile karşı tarafı hakir gören bir aşamaya vardırma şekilde olabilmektedir. Yine dinsel ve mezhepsel bir yaklaşımla kendi dinsel değerlerini daha çok tanrıya yakın bularak karşı tarafın tanrıya olan değerlerini reddetme şeklinde gelişebilmektedir.

Dikkat edilirse insanlar ve toplumlar arasında kutuplaşmanın özünde yatan temel psiko yönelimlerin daha çok karşı tarafı olduğu gibi kabullenmeme olduğu görülebilmektedir. Halbuki bu kişilerin bozuk yaklaşım tarzlarına karşın teorik olarak bağlı oldukları inanç kurallarında sözde karşı tarafı olduğu gibi kabullenme, o inanca ve kültüre saygıyla yaklaşma şekilde yazılı kuralların olduğu bilinen bir gerçek. Ancak her ne hikmetse iş uygulamaya geldiğinde son derece bencil bir yaklaşım tarzıyla teorik kurallara tam tersi bir yaklaşım sergilendiği bir gerçek.

Bu durumda dikkat edilirse ideolojik yaklaşım tarzlarının insan davranışlarını etkilemede yer yer olumsuzluklara neden olduğu açık bir şekilde görülebilmektedir. Bu tıkanmışlığı aşmanın yegane çözümü toplumsal sorunlara yaklaşmada devreye mantık ve pragmatik tarzları koymaktan geçmektedir. Yönetim düzeyinde kesinlikle duygusallıktan uzak ve insanların mutluluğunu hedef alan bir tarz bu. Hem de hiç çekinmeden yapılması gereken.

Mantık ve pragmatik çözüm yolunda diyalog süreci ile karşı tarafı dinlemek ve onu adam yerine sokmak. Bunu yaptıktan sonra sorun girdabından uzaklaşma ardı sıra gelen bir olgu. Bu diyalogla daha paylaşımcı daha az bencil, daha katılımcı bir değer ve toplumsal sistem de tüm insanları bekliyor olacaktır.